Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Şahin TORUN
 DADAŞLARIN PAYLAŞIM MEKANI..... | YAZARLARIMIZ ve YAZILARIMIZ | Şahin TORUN
Mesaj icon Konu: BÖYLEYMİŞ İŞTE; ŞEHRİN ÜSTÜNE KARYAĞIYORMUŞ, Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
@d@m
Forum Admini
Forum Admini
Simge
Kurucu Admin

Kayıt Tarihi: 01-Ekim-2003
Konum: Turkiye
Gönderilenler: 1212

Alıntı @d@m Cevaplabullet Konu: BÖYLEYMİŞ İŞTE; ŞEHRİN ÜSTÜNE KARYAĞIYORMUŞ,
    Gönderim Zamanı: 14-Şubat-2007 Saat 15:06

BÖYLEYMİŞ İŞTE; ŞEHRİN ÜSTÜNE KARYAĞIYORMUŞ,

ÜÇ EHL-İ DÜNYA, BİR EHL-İ HAL YANA TUTUŞA YÜRÜYORLARMIŞ…

 

                                                                                                          ŞAHİN TORUN

 

Önce babamdan, sonra kirvemden dinlemiştim ve ne kadar bahtiyar olmuştum duasını almış olduğum için…

Birkaç hafta önce Rahmet-i Rahman’a ulaşan Muhterem Abdulgaffur Efendi (Ne isim nede telaffuz bilgisi olmayan bazı televizyoncularla bazı gazetecilerin sanki de İngiliz aksanıyla konuşuyorlarmışçasına söyledikleri gibi Abdulkaffur Efendi değil !..)’nin  daha önceden Rahmet-i Rahman’a ulaşan ağabeyi Zeki Efendi Erzincan kapı’da bir dükkana misafir olmuş.Bilmem hangi tarihmiş, ama şehre kar yağıyormuş,ama akşammış.

Konuşulmuş,halleşilmiş,sohbet edilmiş,tevekkül edilmiş,tebessüm edilmiş,şükredilmiş… derken Zeki Efendi’nin çarşıda olduğunu duyan hali vakti yerinde bir sevdalısı nefes nefese dalmış dükkana.Gözleri ışıl ışıl yanaşmış Efe’nin yanıbaşına, vermediği elini öpmeye uğraşmış beyhude yere, başaramayınca da hal hatır edip sohbete katılmış.

Muhabbet artmış, sohbet süzülmüş,dualar şükürlere, tebessümler tevekküllere ulaşmış bir daha.

Nihayet kalkma vakti gelmiş dükkandan, derlenip toparlanılmış, kapını önüne çıkılmış,Efe’yi konuk olacağı eve götürmek üzere dışarıda bekleyen arabaya yol verilmiş.

Her nedense biraz hasta da olsa yürümek istemiş Efe, bir bildiği varmış demekki…

Erzincankapı’yı şimdiki Saraybosna’ya bağlayan oldukça dik ve kısa yokuş yavaş yavaş inilmiş,caddeye çıkılmış. Ozamanların Orduevi, şimdinin Polisevi olan binanın önünden geçilmiş aynı yavaşlıkla.

Önlerinden İsmetpaşa yokuşuna çıkan  arayol’un tam bitiminde,o zamanki PTT binasının tam önünde yani, millet yeni yeni monte edilen ankesörlü telefonlarla konuşurken, çift şeritli dar yolda trafik akarken ve yumuşacık pırıl pırı bir kar düşerken üzerlerine üzerlerine…

Ehramı delik deşik,lastikleri paramparça bir kadıncağız buzdan bir kütle gibi yapışıvermiş Efe’nin paltosunun eteklerine…

‘…Sen bilirsin, sen bilirsin, sen bilirsin, yetimlerim aç…’

İşte tam bu sırada sol kolu kirvemin sağ kolu babamın kollarındaymış o güzel adamın.İki kolunu da çıkarmış yaslandığı kollardan, ne bir şey söylemiş, nede kimseye bakmış.sadece o tebessümü parlayıp geçmiş yüzünden.

Sağ elini sağ cebine götürdüğü gibi ne bulmuşsa çıkarıp vermiş kadıncağıza…

Bir o güzel adam şaşırmamış, babam gibi, kirvem gibi, o hali vakti yerinde heyecanlı adam gibi zavallı kadıcağızda şaşırmış.Zaman durmuş sanki ve kar daha bir yavaş düşmeye başlamış Cumhuriyet Caddesi’ne, o zamanki PTT binasının tam önündeki yere…

‘…Ne yaptın Efe ?..’

Ehl-i dünya sormuş işte…Duramamış, anlayamamış,soruvermiş.

Önce duymamış Efe, belki de duymazlıktan gelmiş kimbilir…Dönmüş, önce soran yüze, sonra babamın yüzüne, sonra kirvemin yüzüne bakmış, tebessüm etmiş…

Tıpkı dükkana girerken ki heyecanlı haliyle sorusunu bir daha yinelemiş adamcağız, meğer bir iş için Efe ile gelecek o parayı beklermiş…Duramamış, sormuş bir daha…

‘…Ne yaptın Efe? O para kaç liraydı biliyormusun?...’

Duymuş bu sefer, bu ikinci soruşta duymuş Zeki Efe,  ne kadar duymak istemese de duymuş ama o güzelim tebessümü hiç eksilmemiş yüzünden.

‘…Onlar onunmuş…’demiş…Para dememiş, Lira dememiş…

‘…Onlar ona lazımmış…’ diye de tamamlamış sözünü.

 

Cadde’nin orta yerine tebessüm,merhamet ve ilim dolu bir sükut yayılmış sanki.

Az önce kollarını aldığı kolların arasına koymuş yeniden, iyice kar tutmuş takkeli başını sağ omzuna doğru sallamış hafiften,tebeesüm etmiş yine.

Yüzündeki tebessüm yayıla yayıla önce yanındakileri sonra bütün bir caddeyi, bütün bir şehri kuşatmış…

Devam etmişler yavaştan yürümelerine. Kar yağmaya devam ediyormuş…

Heyecanlı ve aceleci adamın yüzü kıpkırmızıymış,babamın ve kirvemin kolları yanıyor gibiymiş aralarındaki güzel emanetin hararetinden…

 

Böyleymiş işte; Kar yağmaya devam ediyormuş ve akşamın geç vakitleriymiş, üç ehl-i dünya, bir ehl-i hal yürüyorlarmış…

 

KISSA: 1) Hani Mevlevi dervişlerinin bir elleri göğe, bir elleri de yere dönüktür ya, Hak’tan gelen Halk’a denilir…Gerçekten de bazı güzel eller için aynıyla vakiymiş…

              2) ‘Allah versin’ deyip geçmek işten değilmiş meğer, iş oymuş ki zaten her şeyi Allah’ın verdiğini bilmekmiş…Ve aza çoğa, ona buna bakmadan  vermekmiş aslolan, vermeyi bilmekmiş, şeksiz şüphesiz…

              3) Onlar öyleymiş, getirdikleri Alemle birlikte göçüp gitmişler.

IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.06
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide